Bir ülkede veya şehirde halk biribirine girmiş ise, o şehir veya ülke artık hızla tükenme yoluna girmiştir.
Bu trendi artık geriye çevirmek çok zordur.
Yani iç hücreler kendi kendilerini tüketirken, dışta bulunan ve başka sistemlere ait olan hücrelerde oraya akın eder.
Aynen bir bedenin leş haline gelip güneşin altında kurumaya yüz tuttuğu gibi.
Akbabalar, sinekler, hatta kelebekler bile oradan pay kapma yarışına girerler.
Temelde yatansa yaşam içgüdüsüdür.
Öylesi durumlarda her canlı kendi yaşamını düşünür.
Bu şehir ve ülkeler bir zaman sonra yerlerini başkalarına bırakırlar, artık yeni bir şehir ve ona uygun insanlar doğuyordur.
Zaman uzun vadede bunlara aralar kapıyı.
Sağlıksız ve hasta hücreler artık yerlerini yeni ve dinamik hücrelere bırakır.
Yazar fantezisinde Atlantis’i keşfettiğinde, vizyonlara bakmış olmalı.
Yani o düşünce bazında, el sistemi vasıtasıyla Atlantis diye bir yerin olduğunu biliyor.
Bunu roman veya sanatın bir biçimiyle ifade eder.
Fakat bunun dünya yansıyıp insanların günlük yaşamına girmesi, zamanın inisiyatifindedir.
Bir an gelir zaman o fantezi denen olayı gerçeğe dönüştürür.
Günümüzde birtakım şehir ve ülkeler hatta bölgeler zaman vizyonundan silinirken, yerini daha genç, daha dinamik ve uzun vadede daha dayanıklı olan birimlere bırakacaktır.
Çünkü eskimiş, yıpranmış ve içten çürümeye yüz tutmuş hücrelere artık yer yoktur.
Bunlara güvenip kimse yola çıkmaz.
Gerek toprak olarak, gereksede insan gücü olarak zamana ayak uydurabilenler bu işin lokomotifi olacaktır.
Dünyaya bakıldığında ise bu lokomotifin kuzey olduğu görülüyor.
Çünkü kuzey işlenmemiş ham madde gibi hala kendini koruyor.
Bu korunmanın altında yatan nedense, bugünler içindi.
Yani yerküreyi ileri zamana taşıyacak maddesel ve akılsal güç.
Bundan dolayı kızgın güneş altında yaşam bulamayan varlıklar bu bölgelere doğru akın edecektir.
Burada uçan hayvanlar çok çabuk ve önde giderler.
Nitekim tüm canlılarda bir artış olmuştur.
Bugüne kadar görülmeyen canlılar çıkmaktadır ortaya.
Durduk yerde uyduruk bahaneler bularak kendini tüketenler bu işi fark edemezler.
Onlar var olan enerjilerini boş yere tüketip yorgun argın toprakla kucaklaşacaklardır.
Çünkü zamanın hükmünde artık onlar yok olma dönemine girmişlerdir.
Evrensel sistemin kanunlarında hiçbir zaman miadını doldurmuş eskiye yatırım yapılmaz.
Nitekim Avrupalıların kıta Amerika’sına ayak bastığında yerli halk hakkında hüküm verilmişti.
Zaman uzun sürdü fakat onlar yerlerini yeni gelenlere bıraktılar.
Bu kural her yerde geçerlidir.
Her yeni doğuş, bir eskisini rafa kaldırır.
Ve dünya bir taraftan eskimiş tırnaklarını sökerken, yeni olanın hazırlığını yaşıyor.
Gagasını taşa çalan kartallar gibi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder