Altın çağa geçebilmek için bu kapıdan giriş yapmak gerekiyormuş.
Yani oraya açılan tek kapı buymuş.
Aslında her taraf açıkmış ve daha dikenli tellerle çevrilmemiş fakat manyetik bir enerji kaçak girişleri önlüyormuş.
Eğer kazara birisi bu akıma yakalanırsa, kellesi kopuk tavuklar gibi hopluyormuş.
Kelleyi kaybedende bir başkasına yama oluyormuş.
Bu bayan bizim mihmandar ve geldiğimiz yerde enformasyon bürosunda çalışıyormuş.
Yani altın çağla ilgili bilgileri bize o verecek.
İşe önce etraftan aldığımız resimlerle başladık ve her resmin bir anlamı varmış.
Gerek yeşil alanlara verilen şekiller,gereksede sanatsal yapıtlar çağın temelini oluşturuyormuş.
Bunları yapanlarda insanlarmış ve burada çok daha mükemmel işler yapacaklarmış.
Hadi hayırlısı dedim.
Mihmandarımız bize önce mezarlıkili bilgi verdi.
Burada bir yakım hane varmış ve yüksek fırınların madeni erittiği gibi insanları eritebiliyormuş.
Yani yakılmaktan bıkanlar mezarlara gömülürken, yakılmanın ne demek olduğunu bilmeyenlerse kızgın fırında eritiliyormuş.
Daha sonra bir avuç kül alıp serçe yuvası gibi bir mezara gömüyorlarmışlarki,fazla yer kaplamasın.
Ve her insanın sonsuz alemde bir mezar yeri mutlaka olmalıymış.
Örneğin bir savaşta gümbürtüye gittiniz ve toplu mezara gömüldünüz, bu iş olmuyormuş.
Çünkü daha sonra ruhlar mezarlarına dönüyorlarmış ve toplu mezarlarda hep hır çıkarıyorlarmış.
Bundan dolayıda herkesin mezarı ayrı olmalıymış.
Yahutta geminiz battı, veya uçağınız düştü.
Bu mezar kişinin ana üssü oluyormuş ve nerede olursa olsun bu ana merkeze kadar geliyormuş.
Bazıları ise daha bir mezar sahibi olamamışlar ve bunlarda hayalet olarak rastgele yerlerde dolaşıyorlarmış.
Buda mezara yakın su şelalesi, şu yukarı dağdan aşağıya iniyor ve bir motor vasıtasıyla yukarıya yeniden pompalıyorlarmış.
Burada geceleri ölüler mezarlarından çıkıp ateş dansı yapıyorlarmış.
Birde hapishanede uzun yatmaktan ölenler varmış, bunlar susuzluktan kirli bedenlerle gitmişler ve zaman zaman burada kirli bedenlerini temizliyorlarmış.
Çoklarıda bunu zemzem suyu sanıyormuş.
Burasıda dağın tepesine uzanan merdiven.
Ölüler kutsal gecelerde mezarlarından çıkıp bu merdiveni tırmanarak dağın zirvesine ulaşır orada ayin yaparlarmış.
Dağın tepesinde yapmalarının nedenide,dağ vasıtasıyla tanrıya daha çabuk olarak ulaşacaklarını sanıyorlarmış
Buda altın çağda sanatçıların sansürle aralarının nasıl olduğunu anlatıyormuş.
Yani altın çağda hiçbir sanatçı yalandan bir taşak yaptı diye deliğe tıkılmıyormuş.
İsteyen özgürce her organı resmedebiliyormuş.
El veya ayak resmi çizen sanatçılar hiçbir zaman taşak çizenlerden daha değerli değilmiş burada.
Buda yine altın çağa ait bir heykelmiş, heykel burada tüm görkemiyle halkı selamlarken, usta bir bahçıvanda terleyerek etraftaki yeşillikleri heykele uygun hale getiriyormuş.
Buda sanatın en mükemmeliymiş,onuda adı sanı duyulmadık sıradan bir bahçıvan resmetmiş.
Yani altın çağda her şey cebe veya boğaza hitap etmeyip, birazda göze uygun hale getiriliyormuş.
Ve insanlar burada karınlarını şişirmekten Ziyade, akıl ve beyinlerinin hizmetine giriyormuş.
Burasıda bekçilere uygun yapılmış bir çadırmış, burada bekçiler yatıp kalkıp bahçeyi zebanilerden korurlarmış.
Hatta zaman zaman goriller buraya baskın düzenleyip ne var ne yok ezip geçerlermiş.
Hatta domuzların bile baskınına uğrarmış, domuzlar gidenden sonra arkalarında sanki sürülmüş bir tarla bırakmış gibi olurmuş.
Burasıda bir müze içini gezme zamanımız olmadığı için neye hizmet ettiğinide bilemiyorum.
Çin kültürüne yakın bu müzeyi görünce, eyvah ulan burada damı Çinlilerin baskınına uğradık demekten kendimi alamadım.
Öyle ya eğer bu herifler bu nüfuslarıyla gelip şu anda sahip oldukları haritaya kanaat etmeyipte bir dağılırlarsa ayvayı yedik demektir.
Fakat mihmandarımız toprakların çok geniş olduğunu, yüzlerce milyara bile yeteceğini söyleyince içim rahatladı.
Kuşlar öylesine özgürmüşler ki burada, ayak altında dolaşmalarının bile zerre tehlikesi yokmuş.
Bu kazda bu rahatlığı kendisinin sağladığını sanıyordur.
Atsaydı birisi onu ilkel insanların dönemine çoktan kızartma yapılmıştı.
Bir kaz sürüsü daha.
Kazların otladıkları alanın genişliğini görünce dedim anlatılanlar doğru olmalı.
Çünkü basit bir kaz sürüsüne bu kadar yeşil alan düşerse, diğer sürülere de en azından otlayacakları kadar alan mutlaka vardır.
Bundan dolayı birilerini otlatmak isteyenler bu yeşil alana gelebilir.
Burada birlikte otlarlar.



